<
Hey Ho Lou

Hey Ho Lou

Ruh halimiz hep gibi gibi.

Su ~ Bölüm 1: "Su Günah Dolu"

18/10/2008

Su yumuşak, vurduğu yerleri uyuşturabilecek kadar da sert. Saatlerdir bedenimden kayıp giden sular, ben kendimde değilim. Tek düşünebildiğim, tek hissettiğim su. Yumuşaklığı, sesi, vuruşu, bedenimden kayışı, beni ıslatışı. Saniyeler, dakikalar, saatler... Belki de günler. Geçti bile artık, geriye akamaz zaman. Akıyor hep ileriye, devam ediyor. Ve su sesleri. Ruhumu temizlemeye devam et su, devam et. Hiç günahım kalmasın, tek bir leke bile görmesin kimseler, hepsini temizle. Bütün kirim karışsın lağıma, karışsın başkalarının günahlarıyla ve benden uzağa düşsün.



Su kirli, su tuzlu, su günah dolu. Bulutlardan iniyor yer yüzüne sular, yukarı çıktığından hızlı, dövüyor önüne geleni. Lağımlar buharlaşmış sanki de günahlarımız yağıyor, su bizi kirletiyor. Temiz değil artık. Temiz değiliz. Kirletti su bizi, gökyüzünden indi. Herhangi bir sokakta, başım göğe doğru, dayak yiyorum sudan. Vuruyor bana, vurduğu yerleri yakıyor, ama acı yok. Mutlu hissediyorum aksine, daha çok yağsın, daha çok vursun yüzüme. Gözümü açamam, gri gökyüzünü gördüm yeterince. Gözlerim kapalı, kendimi teslim etmişim suya. Gücümü emiyor yavaş yavaş, dayanıyorum yine de. Sırılsıklamım, giysilerim günahla yıkandı. Yağmur dindiğinde yakılmalı, yok edilmeli. Saçlarımı kazıtmalı, ne kadar sabunlarsan sabunla, hiçbir kimyasal geçiremez günahları; suyun aldığı, suyun geri verdiği günahları.

Avuçlarımı açıyorum, su dolsun diye, içmek için. Günahla dolmalı ki içim, yok edilmem için sebep doğsun. Yok edilmeliyim ki kahraman gözüyle baksınlar bana. Bulutların üzerine çıkabilmem için yok edilmeli? Yakılmalıyım ben de, küllerim suya karıştırılmalı ve suyla buharlaşmalıyım. Suyun parçası olmak için dua ediyorum. Su bunun olmayacağını göstermek istercesine doluya dönüyor ve canımı acıtıyor, bundan mutluluk duyamıyorum. Kaçmak zorundayım bir köşeye, buz parçaları yüzümü yaraladı bile. Yanağımda kesikler var, su yaptı, su kesti.

Yer titriyor gök gürültüsüyle, gözlerim kapalı olduğu halde görüyorum şimşekleri. Griler kararıyor, kara bulutlar tepemde. Dolu bitti, su var yine. Hızlı, sert. "Koş" diyor rüzgâr. "Koş, kurtulmak için kendinden"

Gözlerimi açmaya cesaretim yok hâlâ, koşuyorum nereye koştuğumu bilmeden. Çukur ve tökezliyorum, suyun üzerine düşüyorum yüzüstü. Kalkamıyorum. Kollarım, emirlere cevap vermiyor, bağlar koptu.

Saniyeler, dakikalar, saatler... Belki de günler. Bir süre kaldım orada öylece. Uyudum, uyandım. Yağmur yağıyordu hep, yorganım olmuştu üzerime. Tekrar uyudum, sokaktan kimseler geçmiyordu, suyun içinde, suyla bütünleştim. Açlık yok, su zaten var.

Uyandım. Kollarıma emirler verdim yine, beni dinledi bu kez. Ve kalktım ayağa, ama başım döndü, düştüm suya tekrar. Sırtüstü düştüm bu kez. Su gözlerime girdi, yaktı. Su tuzlu. Su günah dolu. Gözlerimi yakan günahlardı.

Ağlıyorum, su benimle dalga geçiyor. Ağlıyorum yine de. Rüzgâr yine "Koş" diyor. Kalkamıyorum ki yerimden. Sıcak bir şey yaklaşıyor, bir el hissediyorum, kolumu tutan, çeken. Zorla kaldırıyor beni, her kimse. "Gözlerini aç!" diye bağırıyor kulağımın dibinde. Uzun zamandır insan sesi duymamıştım. Açıyorum gözlerimi, bakıyorum. Üniformalı bir adam. Omzunda silahı. "Yürü" diyor bana. İtaat ediyorum. "Sen asker misin?" sesim çatlak, uzun süredir konuşmadığımı belli eden bir pelteklik var. Başını sallıyor.
Uzun süre yürüyoruz, su bizi dövüyor. Sağa sola bakıyorum, binalar değişmiş. Boyaları akmış, dinmek bilmeyen yağmurdan olsa gerek. Yüzüme bakmıyor asker hiç, çok korkunç halde olmalıyım -ki korkuyor benden. Korktuğu için bakamıyor.

Diğerlerine göre eski, beton bir binaya sokuyor beni. Karanlık içerisi, kolumdan tutuyor, karanlıkta o yönlendiriyor beni. Duruyoruz bir kaç kat merdiven çıktıktan, bir kaç koridor geçtikten sonra. Kapı tıklaması duyuyorum, ve kapıyı açtığında kör edici bir ışık çarpıyor yüzüme. İtekliyor beni. Çatıları gösteren, büyük pencereler. Su var üzerlerinde, su iniyor hala gökyüzünden. Ağzım açık camdaki damlalara bakıyorum. Kapının gıcırtısı geliyor kulağıma. Kapandı. Fısırdaşmalar. Bir iki kelime seçiyorum aradan, ama bağ kuramıyorum. Önemi yok. Su önemli olan. "Su?" diyor arkamdan gelen ses, dönüp bakıyorum suratına aptal aptal. "Adın Su senin" diyor. Şaşırıyorum, adım Su muydu?

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder
3 yorum yazilmistir

2009-08-31 00:22:36 - :):):):)

Yazan: DARTHVADER2000
selam genç dostum:)epeydir yoktun, özlettin kendini..nasılsın, keyifler nasıl?
Bağlanti :: ::

2008-10-29 23:43:57 - keyif

Yazan: heyholou
keyifler iyi, yorgunum ama iyiyim. her şekilde iyiyim. :P Güzel bir 29 Ekim geçirdim. bu gazla ikinci bölümü yazarım.
çok yazmam, okumam gerek ve artık elimde fırsat da var. :) değerlendirmeli değil mi?
öyle yapmaya hala başlamamış olmam gerçekten çok salakça ama naparsınız, deneme yanılma. :P
devamı gelecektir kısa zaman içinde.
Bağlanti :: ::

2008-10-18 18:55:50 - merhaba

Yazan: DARTHVADER2000
selam genç dostum:)epeydir yoktun, özlettin kendini..nasılsın, keyifler nasıl? güzel bir yazı..devamını merakla bekliyorum.sevgiyle kal.
Bağlanti :: ::

« Önceki - Sonraki »