20/5/2008

"Unutacağımız hiçbir şey kalmayana dek her şeyi unutabilsek tanrıyla karşılaşacağız ama oraya kadar unutmayı beceremiyoruz bir türlü..." demiştim. "İnsanlar iniyor aşağı, ama bir noktada soluksuz kalıp yukarı sıçrıyor," demişti, "unuttuğun kadarı bile fazla bana kalırsa, boş laflar ediyorsun..."
"Her şey geçmişte gömülü, başlangıçta" diyorum ben. Şeref, "Sırlarımız gelecekte çözülecek ama" dediğinde de soluğumun açıldığını hissediyorum. Söyleyecek olsam, "Benim öyle seni rahatlatmayı düşünerek böyle konuştuğumu sanıp kendini yanıltma" der, "unuta unuta in aşağı sen... Madem anılar bizim atıklarımızmış, unutmanın sonuna var, anlarsın... Tanrı senin yüzüne bakıyor muymuş? Her şeyin başına dönmek isteyen nedir biliyor musun, akıl ister bunu... Aklı da kendi haline bırakmamak gerekir, aptalca işlere kalkışır çünkü..."
"Ses benim yalnızca, sözler hayatın."
bu cümleyi okuduğumda çok etkilenmiştim. Aynı şeyi kendim içinde söyleyebilmeyi istedim, ama söylemekle söylememek arasında kaldım.
Garip bir romandı. Ne olduğunu anlayamadım. Hikaye başlayamadan bitti, bu da ayrı bir hikaye. Hikaye başlamadan önce başka hikayeler anlattı kitap. Unutmayla ilgili şeyler. Dünyada garip insanlar olduğunu farkettim. Ama hayır garip değiller ya. Onlara sorsak garip misiniz diye, hayır sen garip misin derler.
"Soysuzlar herkesin önünde ağlar. Herkesin önünde ağlamak soylu bir davranış olmaz" gibi bir şey vardı içinde. Bunu okuduğumda baya etkiledi beni. Okuduğumdan beri sadece yalnızken ağlayabiliyorum. Başkalarının önünde ağlayamaz oldum. Hatta ilk bir kaç gün yalnızken bile ağlayamamıştım. Ağlamak için zorladığımda eskiden çok rahat ağlarken, gözlerimin dolmasını bile başaramaz oldum.
Ekşi sözlükte okudum da, otobiyografik bir romanmış bu.
Unutma bahçesine gitmeyi istedim. Ya da herhangi bir yeri kendi unutma bahçem yapmayı.
Kısacası bu kitabı sevdim.
Yorum (5)
Yorum yaz!
Kalıcı Bağlantı