<
Hey Ho Lou

Hey Ho Lou

Bir nevi delilik

Sevgilim...

15/6/2009

Sevgilim.

Ruhumuzda pişen karanlıktı, aydınlıkta kavrulan bedenler gibiydik bizler, ki hep öyle olmamış mıydık zaten. Ne yaptığımı bilemeden savrulurken kayalıklara, her zaman yanımda olacağını söyleyip de uzaktan bakan sen değil miydin? Nasıl inanabilirdim ki bundan sonra, nasıl gerçekten hep yanımda olacağına inanabilirdim, hep yanımda olsan da. Asla olmadığımız şeyler gibi davranmaya çalışmak yormuyor mu? Yoksa ben farkına varmadan aslında olduk mu, o hiç olamadığımız şeyler olabilirdik mi? O şeyler gibi işte, şeyler... Bilirsin...

Sevgilim.

İçimde bir yerlerde seni tanıdığımdan beri biliyordum aslında, bir şekilde bırakmayacağını, bırakamayacağını. Ama herkes gibi; beni tanıyan, sana karşı çıkan herkes gibi mantığım da bir yerlerde sana hep hayır dedi. Doğru kişi olamazsın benim için, öyle dendi. Ne kadar zıttık oysa... Haklılardı, lanet olasılar haklılardı. Lanet olsun ki o kadar zıttız ki!

Sevgilim.

Seni sevebilecek bir şeyler neden bulabiliyorum bilmiyorum ama bulabiliyorum ve seni seviyorum. Hep yanımda olmayacağını biliyorum. Hep yanımda kimse olmadı, olamayacağını biliyorum. Ama neden bilmiyorum, ruhun ruhuma öyle bir umut pompalıyor ki. Elektrik dedikleri şey bu, sanırım. Elektriği alıyorum. Alabiliyorum. Cidden uyuşuyorsak, ölene kadar yanımda olabileceğini hissediyorum.

Sevgilim.

Ne istediğimi söyleyeyim mi? Ben kendimi düşünmeyi bıraktığımda bile beni düşünebilecek birini istiyorum. Bu saf sevgi. Sen, seni düşünmediğinde bile ben seni düşünebilmeliyim. Ben, beni düşünmediğimde bile sen beni düşünebilmelisin. Benim iyiliğimi, senin iyiliğini... Birbirimize zarar verecek şeyler... Hassas nokta burada...

Sevgilim.

Korkuyorum bizden...

Yorum (0) Kalıcı Bağlantı

Sonsuzluğun Sonu

17/4/2009

Sonsuzluğun Sonu
Aşk değil bu başka bir şey. Aşık olmayı dilemek, olabilirliği için ümit etmek; istemek ve istemek... Beklemek, sabretmek, dayanamayıp delirmek... Uzaktan bir sevgi, öylece akar durur, taşacak gibi olur ama bu ırmağın daha çok suya ihtiyacı var. Daha çok yağmur yağmalı. Yağmurlar dindiğinde güneş doğmalı. Yoksa nasıl cesaret edebilir sevgi ırmağı, taşıp denizine ulaşabilmek için? Yağmuru bekler, güneşi bekler, denize varacağı günü hayal eder; sabırsızlanır ama akmaya devam eder.
Bekliyorum; 'ne zaman' diye sormaya korkarak, 'ne zaman' dersem sonraya erteleneceğinden. Her gün birkaç damla ile suluyorum içimdeki nehri, sanki yetecekmiş gibi. Bazen yağmur bulutları geliyor, üstümde duruyorlar bir süre. Ne çok seviniyorum denizden toplanıp geliyor bu bulutlar diye. Yağmur suyuyla ıslanmak güzel olmalı, bekliyorum. Belki birkaç damla, ama çiseliyor. Daha devamı gelecek, sonunda çok yağacak yağmurlar ve taşacak nehrim diye bakıyorum gökyüzüne. Birden kesiliyor, kayboluyor bulutlar. Hiçbir şey yok. Ne gece, ne gündüz, ne ay var ne güneş ne de yıldızlar. Öfkeleniyorum, yanlış yerlere sapmamak için tutuyorum kendimi. Korkuyorum, nefes aldığım her an besleyeceğime yemin ettiğim bu ırmağı kendi haline bırakmaktan. Ölesiye korkuyorum, bu ırmağı bıraktığımda kuruyacağından. Ve ölesiye korkuyorum, çünkü bu ırmak kuruduğunda ben de solarım. Korkuyorum, yokluğu bana bunu yaptırırsa diye.
Lanet ediyorum, öyle ki sinirden başım çatlıyor. Öyle çok kan akıyor ki çatlaktan, gözüm dönüyor; bayılacağım. Lanet ediyorum, isyan edip; "Hiç ulaşamayacaksam denizime, neden yağdı yağmurlar? Neden rüyamda güneşi gördüm?" Lanet ediyorum, gözlerim dolu dolu "Neden geldi bulutlar ama sonra kesildi aniden. Yoksa istemiyor musun beni? Neden istemiyorsun deniz?"
Sanki ben aktıkça ona doğru, kaçıyor gibi. Deneme mi tüm bunlar? Ciddi anlamda çok safım. Hem salak hem temiz. "Bulaşmayın, temizlik bulaşır."
Ben ki Pollyanna, yerimde başkası olsa çoktan pes eder miydi?
"Benden başka kim ısrarcı sende bu kadar? Ayırt et beni, fark et beni, bardak gibi kır bırak beni, ama bırakma beni." *

Ben her zamanki ben, sen her zamanki sen. Ben senin için ağlarım, sızlarım, satırlar yazar karalarım; insanlar okur, bazısı senin yerinde olmak ister. Sen farkında bile değilsindir belki, okumazsın senin için yazdıklarımı, bilmezsin, bilsen kim bilir ne dersin?
Ben uzun zaman önce başladım saymaya. O kadar ki, kalp atışlarım kadar... Onlar kadar, kalbimin senin için attığı kadar. Ne zamandan beri senin için atıyorsa, o zamandan beri... O kadar uzun zamandır sayıyorum ki... Bazen çok yavaşladı sayışım, biliyorum araya yığınla insan girdi. Ama ne zaman arınıp sana dönsem ve seni görse yine hızlanıyor sayışım; hiç durmamıştı ki!
Daha önce söyledim sana; 'hani böyle insanın içinde bir tane olur ya, tek bir kişi. Atsan atılmaz, satsan satılmaz; içine yerleşmiştir o, kurtulamazsın. O hep durur içinde, araya başkaları girse de yine tüm yollar ona çıkar. Öyle biri var..." Kim olduğunu merak etmiştin, 'bana hem çok yakın hem çok uzak biri' demiştim. Kim olabilirdi ki SENce? ... Sensin o.
Ufak bir kızken başladım ben, ufak bir oğlan için, sonsuzdan geriye doğru saymaya. Hala daha sayıyorum sonsuzdan geri. Ama cidden, sonsuzluğun sonu olur mu ki?


Aslı Aykaya
HeyHoLou

*Kolera - Zor İş

Yorum (2) Kalıcı Bağlantı

Kalemimin Mürekkebi

8/3/2009

    Kulağımda çınlarken arkamdakilerin çığlıkları, gözlerim kör olmuştu karşımdaki sahte güneşin göz kamaştırıcı ışığıyla. Göremiyordum nasıldı bu güneş, büyülenmiştim sadece... Işık değilmiş beni kör eden, sırf karanlıkmış aslında.

    Arkamdakiler haykırırken gerçekleri, gerçekliklerini sorgulamıştım hep; gerçek gelmemişlerdi bana pek. Kendi zifiriliğimden sonra az çok bazı şeylerin görüldüğü karşımdaki karanlık göz kamaştırıcı gelmişti bana. Güneş sanmıştım; karanlıkla dolu, benim içimde olandan aydınlık. Sahte bir güneş; içi yalan dolu - ben mi zorladım bilmem.

    Meraktan ölen kediden bile daha meraklıydım ya ben - meraklıyım ya hala - daha sabırlı ve daha korkak. Tedbirli kendine göre; atamıyorum kendimi karanlığa bir anda. Daha çok nesnenin belirginleşeceği anı bekliyorum güvenebilmek ve korkmadan teslim edebilmek için... Karanlığa attığım her adımda yer sarsıldı, sarmaşıkları dolanıp da kollarıma, canımı yakınca zifiriliğimden bir parça koparıp attım önüne... Kırbaç gibi kullanmasına gerek yoktu sarmaşıkları. Sırtımda açtığı yaralardan kan sızıyor; kalemimin mürekkebi.


___


    "Kızma, lütfen... Biliyorum, üzülmemi hiç istemezsin ve üzene de öyle kızarsın ki. Elinden bir kaza çıkarsa diye korkarım ben de. Bir bakışın yeter sonuçta. Beni üzmelerine izin verirsem bana da kızarsın tıpkı şimdi olduğu gibi. Çatarsın kaşlarını, dayanamaz en sertleri bile, titrer karşında herkes zangır zangır.

    Özür dilerim, beni üzmelerine izin verdiğim için. Özür dilerim delici bakışlarından kaçıp sana düzgün bir cevap vermediğim için hiçbir zaman. İstemezdin değil mi sen de? Üzülmemi kırılmamı, bu yüzden sertleştirdin beni. Bana verdiğin bu hediye için teşekkür ederim. Sayende kalbimi kimse kıramadığı için teşekkür ederim. Her zaman bana bir koruma olduğun ve olacağın için teşekkür ederim. Kimse silmezse bile gözyaşlarımı, kendim silebilmem için bana her zaman güç verdiğin için teşekkür ederim...

    Şimdi kızıyorsun çünkü kendimi koruyamadım karanlıktan. O zifiri olamamış ve olamayacak karanlığın canımı yakmasına izin verdiğim için, öfkelisin öyle çok. Kalbimin en koyu yerinde durup karanlığıma karanlık ekliyorsun... Kızma, lütfen... Kim ağlatabilir ki beni öyle yürekten? Kim incitebilir ki beni öyle derinden? Korkma, karanlığımız sayesinde kalbimin yerini bile bulamazlar onlar... Değemezler o elmasa hiç. Çatlatamazlar da bu yüzden. Üzülmem kalp sancısından değil anla işte. Ve kızma daha fazla.

    Söz veriyorum sana, kimsenin beni üzmesine izin vermem. Sana söz, her zaman olması gerektiği gibi güçlü dururum. Söz veriyorum baba, canımı yakmaya çalışanları senin gibi korkutur, titretirim. Karanlığımızdan ufak bir parça bile ödlerini koparır onların... Artık kızma daha fazla, dindir öfkeni...

Yorum (2) Kalıcı Bağlantı

Karmaşık Hisler İçindeyim (Ay)

3/2/2009

Karmaşık Hisler İçindeyim ~ (Ay)

            "Uzaklardaki küçük bir aynadan yansıyarak odama giren ay ışığı, sihirle dolu bir davet; bilmediğim uzaklara. Hevesle tutmadan önce ellerini, karanlığın fısıltısını dinliyorum; "Unutma ışık daima söner, oysa karanlık ebedidir..."* Duraklamama neden, kendine isteyen... "

 

            Karanlıkta gizlendiği yerden çıkmaya korkarak duraklarken, akan gözyaşlarını hiç kimse görmedi. Yaşları kimseler göremesin diye karanlık tarafından silindi. Gecelerce bekledi, Ay'a baktı, bekledi... Yansıyan ay ışığına bakarken gözleri, gerçeğinin nasıl olabileceğini hayal bile edemezdi...

            Güneş boğarken karanlığı, gözlerini yumarak kendini teslim ediyordu iç karanlığına...

 

           

 

            Geri çekilip baktı bir süre yaptığı şeye. Buruk bir gülümseme yerleşti dudaklarına, biraz da alaycı. Sonra sinirle yüzünü buruşturdu. "Olmuyor olmuyor olmuyor!!! Bunu demekten vazgeç artık!" boş odada yankı yaptı sesi. "Zaten hiçbir zaman iplemedin yapmaya çalıştığım şeyleri!" yere çöktü, ağlamaya başladı. Elleri saçlarını yolmaya hazır, avuçlarının arasında tutamlar, derin nefesler alıp inleyerek ağladı. Kesilirken ağlaması iki büklüm olmuş yatıyordu yerde.

 

 

            "Ve yine uzaklardaki küçük aynadan yansıyarak odamda gezinen ay ışığı, sihirle dolu daveti tutuştururken yine ellerime; sigara dumanından acıyan gözlerim, gözyaşını dökmeye öyle hevesli ki... Tıpkı bedenimdeki herhangi bir boşluktan çıkıp kurtulmak, kaçıp uzaklara gitmek isteyen ruhum gibi. Sihirli daveti kabul edip, Ay'ı aracısız görmeyi dileyen tarafım gibi..."

 

            "Öldüğümde üzülecek kimsenin kalmayacağı günü bekliyorum intihar için. Ve evet kafam yerinde. İçmedim, uykusuzluğun etkileri de değil bunlar. Düşüncelerim gayet yerli yerinde, düzgün sırada çalışmaya devam ediyor. Sadece uzun ya da karmaşık bir şeyler karşılaştığım zaman, algılamada sorun yaşıyorum şuan. Onun dışında, inanın, normal zamanlardan daha iyi ve ciddiyim..."

 

 

            Ay onu lanetlemişti, bilerek mi bilinmez. "Öldüğünde çevrende kimse olmayacak... Hiç kimse. En yakınım dediklerini bile eriteceksin zamanla ve öldüğünde yapayalnız olacaksın. Bu sana zevk verecek. İtiraz etme, olacak olan bu." dediğinde aynadan yansıyan ay ışığı, hayretler içerisinde kalmış uzun süre bunun üzerine düşünmüştü. Sabrının taştığı bir anda, umutsuzluk fışkıran bir sesle, küçük penceresinin ucuna kadar gelip Ay'a bağırmıştı; "Sen peki? Sen kendine bak!" Tutamadığı göz yaşları her yere saçılmıştı. "Senin sanki çok bir farkın mı olacak benden, ya da diğerlerinden?!"

            "Oh, tatlım... Ben kendimi zaten biliyorum. Herkesten daha çabuk yok edeceğime eminim çevremdekileri. Sevdiklerimi, tek tek... Ben inkâr etmiyorum ki. Kaldıramasan da bu böyle."

Yorum (1) Kalıcı Bağlantı

"Şeyler"

26/1/2009

Neden susmayı yediremez kendine insanlar
Ölürler miydi?
Soğukta donarken ben yaptıkları,
Yapacakları şey
Karanlığa gömülüp yok olurcasına
Olmayan şeylerin
"Şey" olamadığı sebepler
Kesintiye uğrarken bedeni
Acı çığlıklarla doğrulur şeyler
Sonra zamanla unutulur.
Soğukta ağlarken ben yapamadıkları,
Yapamayacakları şey
Başkaları tarafından aydınlığa ulaşınca
Korkudan onları titretecek şey
"Şey" olduğunda doğan sebepler
Merhem gibi gelirken
Şen kahkalarla dansederler
Şeyler...

Aslı Aykaya
HeyHoLou
7 Ocak 2009 - 21.27

Yorum (0) Kalıcı Bağlantı